23 HAZİRAN SEÇİMLERİNNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME
Mehmet AĞAR

Mehmet AĞAR

23 HAZİRAN SEÇİMLERİNNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME

03 Temmuz 2019 - 18:24

23 HAZİRAN SEÇİMLERİNNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME

23 Haziran da İstanbul BBB seçimlerinin yenilenmesi, toprağa atılan küçücük bir tohumdur. Ancak domates, patlıcan, soğan ve patates kabilinden herhangi bir tohum değildir. Gölgesiyle bir anda kırk koyunu altına alabilecek bir çam ağacı veya bir çınar ağacının tohumudur. Bu nedenle birçok açıdan; tarihi, siyasi, toplumsal olarak büyük bir öneme sahip İstanbul seçimleri.

Tüm Türkiye'de kesintisiz 17 yıl, Türkiye'nin kalbi İstanbul'da ise kesintisiz 25 yıldır iktidar olan AK Parti; iyisiyle kötüsüyle; doğrusuyla, yanlışıyla; sevabı ve günahıyla bu seçime gidiyor. Karşısında ise esasında istisnalar hariç, 1945 seçimlerinden sonra hiçbir zaman genel seçim kazanamayan; belediyecilikte ise hep sınıfta kalmış CHP var.

31 Mart’ta İstanbul'da bu kadar oy alacaklarını CHP'de beklemiyordu sanırım. Ankara tahmin ediliyordu belki ama İstanbul onlar için de bir sürpriz oldu. İlk defa bu kadar yaklaştılar seçimi kazanmaya. İyi de örgütlendiler 31 Mart seçimlerinde; ancak AK Parti'nin itirazı sonucu usulsüzlükler ortaya çıktı ve seçimin yenilenmesi kararı alındı. Olması gereken de bu idi. CHP ve adayı doğal olarak mağduru oynama yoluna gittiler. Ancak bir noktada da seçim yenilenmesinin kendi lehlerine olabileceğini idrak ettikleri için hemen çalışmalarına başladılar. CHP, ilk defa bu kadar kazanmaya yaklaşmanın heyecanı ile; AK Parti'nin yıpranmışlığını, küskünlerini, farklı sevdalara yelken açma hevesinde olanların varlığını, azımsanmayacak bir kesimin irrasyonel Erdoğan düşmanlığını bir potada eriterek çalışıyor ve sandığa gidiyor. AK Parti ise baştan beri şunu diyor; milletin kararı baş göz üstüne. Ancak usulsüzlükler de ortada. Bu şaibe ile İstanbul yönetilemez. Millete gidelim, şaibesiz bir seçim yapalım ve sonucu hep birlikte kabul edelim.

23 Haziran seçimi yeni dinamikleri de ortaya çıkardı. Enteresan olaylar yaşanıyor. Şimdiye kadar yorgan altında yaşanan ilişkiler, çekişmeler ve kavgalar gün yüzüne çıkıyor. Millet İttifakı'nın partneri olan İYİ Parti, CHP adayını desteklemeye devam ediyor. Saadet Partisi kendi adayını tekrar gösterdi. Ne Binali Yıldırım ne de CHP adayı lehine çekilmedi. Ancak 31 Mart'a göre koyu CHP adayı destekçisi olma tavrından vazgeçti. Mutlak bir strateji olarak AK Parti'ye kaybettireceğiz anlayışını bıraktı. Tabi burada AK Parti'nin özellikle Saadet Partisi'ne karşı üslup değişikliği, Binali Yıldırım'ın temasları ve ziyaretleri de etkili oldu. 31 Mart seçimlerinde CHP lehine çekilen HDP, yine CHP lehine aday çıkarmadı. Kandilden gelen CHP adayına destek çağrısı daha güçlü bir şekilde yinelendi. Ancak burada Abdullah Öcalan'ın tarafsızlık çağrısı gündeme bomba gibi düştü.

Klişe tartışmalara girmeyeceğim. Sadece şunu söylemem lazım; Kandil'den (dikkatinizi çekerim legal bir parti olan HDP demiyorum, çatışma halinde olduğumuz PKK diyorum) destek açıklamalarını reddetmeyen CHP, bir nevi Erdoğan düşmanlığından terör örgütünü meşrulaştırırken; devletin elinde olan ve MİT üzerinden de olsa görüşme yapıldığı bilinen Öcalan'ın tarafsız kalın çağrısı üzerinden AK Parti'ye çamur atmak tam bir iki yüzlülüğün, ahlaksızlığın göstergesidir. Öte taraftan Öcalan'ın tarafsızlık çağrısı ve HDP genel merkezinin buna tepkisi değerlendirilmesi gereken bir nokta. Çünkü Türkiye siyasi hayatının geleceğine dair ipuçları veriyor. Bilindiği üzere HDP, Türk solu ve Kürt solundan oluşuyor. Türk solu HDP’ de her zaman daha baskın çıktı ve parti politikalarına PKK çizgisine paralel olarak yön verdi ve vermeye devam ediyor. Hendek siyaseti mesela Türk solunun bir politikası idi. Kürt solunun politikası olsaydı minimum düzeyde dahi olsa bölge halkının bir kısmı destek verirdi. Vermediler. Ancak yine de en çok Kürt solu bundan zarar gördü. Başta toplumsal meşruiyetlerini kaybettiler ki Ağrı, Bitlis ve Şırnak gibi yerlerin il belediyelerini kaybettiler. Sonra bölge her açıdan zarar gördü ve Kürt solunun birçok önde geleni hapsi boyladı. Bu durum aslında Kürt solunun içerisinde konuşulmaya başlandı. Bazıları homurdandı hafiften. HDP genel başkanlığı için "Hasip Kaplan'ın bir kürdün olması gerektiği vurgusu" bu rahatsızlığın bir sonucuydu. Ancak Türk solunun ve ona angaje olan HDP'li Kürt siyasetçilerin baskısı ile bu itiraz geçiştirildi. İşte Öcalan'ın tarafsızlık çağrısı tam da bu nokta üzerinden değerlendirilmeli. Öcalan bu çağrı ile Kandil'in değil; kendisinin önder olduğunu kabul ettirmek istiyor ve bunu deklare ediyor. Diğer yandan ise bağımlı hale gelen ve sadece maşa olarak kullanılan Kürt solunu, Türk solunun boyunduruğundan kurtarmak istiyor. Cefasını Kürtler çekiyorken sefasını birilerinin çekmesine karşı çıkıyor. Tarihsel olarak Türk solunun CHP ile bir sorunu olmayabilir ama Kürt solunun CHP ile problemi her zaman olmuştur. Bu nokta da gözden kaçırılmamalı.

Öte yandan bilinmelidir ki Öcalan, bu çağrısını AK Parti lehine yapmıyor. Kendi konumunu muhafaza etmek ve Kürt soluna bağımsız bir duruş kazandırmaya çalışıyor. Çünkü Kürt solunun geleceğini bu bağımsız duruşta ve devletle diyalog ve uzlaşıda görüyor. Devlet, Kürtlere ve Kürtlüğe hayır demiyor; teröre ve şiddete izin vermiyor. Aslında Türkiye'de kahir ekseriyetin HDP'den beklediği "PKK ile yollarını ayır; gel uzlaşıya ve barışa dayalı siyasetini yap" hamlesini Öcalan yapıyor. PKK ile paralel siyaset yapan HDP'nin bu çağrıya verdiği olumsuz tepki gayet manidar.

Kürt solu ve Türk solu bir yol ayrımında. Ya Kürt solu tarafsızlık çağrısına uyup bağımsız bir duruş sergileyerek PKK'yı merci olarak tanımadığını; akl-ı selime, uzlaşı ve barışa dayalı demokratik bir geleceğe yol alacak. Bu şekilde MHP'nin bile kabul edeceği toplumsal ve siyasal bir meşruiyete sahip olacak. Ya da kendilerini kullanılacak bir maşa olarak gören Türk solunun boyunduruğu altında son kullanma tarihleri gelene kadar, duruşsuz olarak, sefil bir varlık gösterecekler. Kararlarını da 23 Haziran İstanbul seçimlerinde verecekler.

 

Öte yandan 23 Haziran seçimlerinde Saadet Partisi de kendi geleceğini seçecek. 24 Haziran genel seçimlerinde ve 31 Mart seçimlerinde Millet İttifakı'nın bir parçası olan Saadet Partisi'nin bu kararı alması elbette kendi takdirleridir. Ancak tarihsel arka plan, ideolojik düşünce yapısı ve doğal politik kazanç arzusu göz önüne alındığında Saadet Partisi'nin konumlanması gereken yer tabii olarak Cumhur İttifakı'dır. Saadet Partisi'nin Millet İttifakı bloğunda yer almasının nedeni, akıllıca bir duygusal tepkidir. Kendi bağrından çıkmış bir siyasal hareket olan AK Parti'yi bütünüyle hiçbir zaman hazmedemediler. AK Parti'nin büyümesi karşısında duyulan eziklik psikolojisi; AK Parti'yi küçümseme ve işi bilmemek yadsıması ile sonuçlandı. AK Parti de bazen bilinçsiz bazen de bilinçli tepkilerle bu durumu körükledi. Saadet Partisi'nin 24 Haziran'da AK Parti'nin “beraber olalım” teklifine karşı çok büyük şartlar ileri sürmesinin bir nedeni, bu duygusal tepkidir kanımca. Yoksa ancak iki milletvekili çıkardığı CHP ile beraber olmasının akıllıca bir izahı yok. Saadet Partisi'nin esas derdi milletvekili falan da değildi. Saadet Partisi'nin esas amacı ciddiye alınmak, güçlü bir siyasal hareket olduğunu kabul ettirmek ve içine girdiği eziklik psikolojisinden kurtulmak isteği idi. 31 Mart seçimlerini de kendi güçlerini göstermek ve sonuç belirleyici rollerini pekiştirmek için iyi kullandılar. Başarılı da oldular. AK Parti'nin sert söylemlerine daha da sert söylemlerle mukabele ettiler. Ancak 23 Haziran'a giderken AK Parti, Saadet Partisi'ne karşı olan söylemlerini yumuşattı ve kardeşlik vurgusunu, geçmişten gelen hukuku öne çıkardı. Bir anlamda Saadet Partisi'nin canhıraşane istediği şeyi verdi. Sonuç belirleyici gücünü kabul etti ve ciddi bir muhatap olarak AK Parti, Saadet Partisi’nden destek istedi. Saadet Partisi de bu değişiklikten, birkaç istisna hariç, pek memnun kalmış olmalı ki 31 Mart seçimlerinde olduğu gibi açık açık CHP adayına lehte destek vermeyi bıraktı. Binali Yıldırım'ın ve AK Parti'nin uzattığı eli sıkıp sıkmayacakları ise yine 23 Haziran'da belli olacak.

Saadet Partisi'ne yapılan bu destek çağrısı sadece İstanbul seçimlerine yönelik bir yatırım değildir. Onun ötesinde gönlünü yapıp, benliklerini okşayıp; Saadet Partisi'ni Cumhur İttifakı'na, doğal bloğuna, dahil etme gayretidir. Saadet Partisi'nin bu daveti kabul etmesi, kendi beklentilerini tatmin ettiği gibi yerel ve genel seçimlerde daha da güçlenmesini temin edecektir. Çünkü AK Partili küskünler, kerhen gittiği MHP yerine; seve seve Saadet Partisi'ne gideceklerdir. Daveti reddetmesi halinde ise; Türk soluna angaje olmuş, son kullanma tarihleri beklenen Kürt solu gibi bir akıbetle karşılaşmaları işten bile değildir.

İşte bu yüzden 23 Haziran seçimi toprağa atılan büyük bir ağacın küçük tohumu gibidir. Ve İstanbul seçimleri, İstanbul'dan ibaret değildir...

 

22 Haziran 2019

Mehmet AĞAR

Bu yazı 518 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar