ASİL ÇİNGENELİK ASIL GEVENDELİK MEMURİYET
Mehmet AĞAR

Mehmet AĞAR

ASİL ÇİNGENELİK ASIL GEVENDELİK MEMURİYET

06 Nisan 2019 - 10:55

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden, Tanzimat’tan beri, Cumhuriyet Türkiye’sinin bugününe değin sosyal ve siyasal hayatımızı; dolayısıyla ekonomik yapımızı da etkileyen en önemli kurumlardan birisi memuriyettir. Hem gençlerin hem de anne ve babalarının hayallerini süsleyen memuriyet oldukça ilginç bir tarihi arka plana sahip. Manevi sorumluluk ve dini ideolojik yaklaşımlardan kaynaklı gaza ve cihat Osmanlı’nın ilk başlarında ve yükselişinde birçok yerin ele geçirilmesini sağladı. Bu amillerin yanında fetihler sonucu elde edilen ganimetten pay almak da Müslüman Osmanlı toplumunu askeriyeye karşı muhabbet duymaya ve askeriyeye yüksek bir paye vermeye teşvik etti. İlmiyye sınıfının zaman içinde geldiği mühim mevkiler de toplumun bir kısmını ilmiyeye sevk etti. Askeriye ve ilmiyye dışında toplumun temel geçim kaynağı tarım idi. Bu durum zamanla gelenekselleşti. Osmanlı toplumunun Müslüman tebaasının zihnine memuriyet ahlakı mıhlarla kazındı.

Ticaret, sanayileşme ve benzeri ekonomik ve teknolojik üretim alanları daha çok Osmanlı’nın gayr-i Müslim tebaasının uğraş alanlarıydı. Bu sebeptendir ki ilerlemenin motor sınıfı olan burjuvaziyi, çoğu bize ihanet edecek olan gayr-ı Müslimler oluşturdu bizde. Sun’i Milli burjuvaziyi oluşturma gayretleri de hüsranla sonuçlandı. Durum böyle olunca siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik; fenni ve teknik ilerlemeyi sağlama görevi doğal olarak memurlara verildi. Yani çoğu esnafımızın yaptığı gibi ‘’elma isteyen müşteriye, patates var abi, vereyim mi’’ denildi. Devrinin çok değerli fikir ve devlet adamlarından Said Halim Paşa bu mevzuda harika eleştirilerde bulunmuştur. Çünkü ona göre memurluğun ahlakında kayıtsızlık, tevekkül, ve mesuliyetten kaçmak vardır. Böyle çekingen bir ruh halindeki insanlardan üretim için lazım olan girişimcilik ne arasın. Üretim için serbest düşünebilecek, bu düşüncelerini hayata geçirebilecek medeni cesarete sahip insanlara ihtiyaç vardır. Mesuliyet duygusuna sahip ve fedakarlık erdemini gösteren bir sınıf ancak üretici olabilir ve bu ahlakı toplumda oturtabilir.

Yeni devlet kurulduğunda yeni rejim, yeni fikirlerini, eskimiş zihinli ve pest ahlaka sahip memurları aracılığıyla topluma aşılamaya çalıştı. İstisnalarını tenzih etmekle beraber, hükümet-i Cumhuriye’nin asil memurları, taşıdıkları ünvanın mahiyetiyle tam zıt bir halin içine girdiler. Millete hizmet etmek için emir alan vazifeliler, hizmetliler; millete efendilik tasladılar. Kendilerini o kadar önemsediler ki taşradaki vatandaş resmi işlerini yapan memura yüce bir varlık olarak bakmaya başladı. Zihin kodlarında memuriyet kazınmış olan toplum; işgal ettiği mevkiiden gelen sosyal statüsü ile hava atan memurlara öykündüler. Kendileri olmasa da çocukları bu makamları elde edebilirdi. Hem böylece baba olarak o da çevresinde, oğlunun makamıyla bir yerlere yükseltilecektir. Hala ilkel yöntemlerle yapılan tarımın gelirsizliği de memuriyete aşırı ilgi duyulmasında ekonomik olarak mühim bir etken oldu. Doğal olarak memur olayım da ne olursa olsun diyen nesiller yetişti toplumda. Anne babalar; kızım, oğlum gitsin okusun, dünyayı görsün, hayatına bir anlam katsın diye değil; gitsin memur olsun, hayatını kurtarsın diye üniversiteye gönderdiler çocuklarını ve gönderiyorlar hala.

Yukarıda asıl hayatı yaşayan asil memurlarımızı ve zihni arka planını anlatmaya çalıştım. Şimdi bir de başkalarının sırtından geçinmekle suçlanan, alaya alınan, tahkir edilen ‘’çingene’’ ve ‘’gevende’’ (davul, zurna çalan yerel müzisyenler) olarak adlandırılan toplum kesimlerine bakalım ve onların bir mukayesesini yapalım. Birisi gelip birisinden hakkı olmadığı halde rahatlıkla bir şey isterse genellikle arkasından çingene ahlaklı denilerek onun gıybeti yapılır. Sebep ise bir şey yapmadığı, kendini yormadığı ve fedakarlık duygusunun gelişmediği halde gelip yüzsüz yüzsüz maddi bir şeyler istemesidir. Millete hizmet etme gayesinden daha çok para kazanmak endişesi ile memur olanlar hangi fedakarlık örneği sergileyebilir? Aslında, ben bir şekilde memur olayım da milletin vergisinden gelen parayla maaşımı alayım diyen; Yılmaz Erdoğan’ın ‘’Ankara’’ şiirinde; ‘’ Bir günden bir sürü gün yapan. Mesai saatlerinde hiçbir şey yapan. Hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan ...’’ diye nitelendirdiği memurların çingenelerden ne farkı var? Devletin hizmet etmesi için verdiği maaş ve imkanlarla halka caka satmak, devlete ve millete yük olmaktan başka hüneri olmayan bir asalak olmak, çingeneliğin en düşük seviyesi değil midir?

Tüketim ahlakının ve zihniyetinin sembolü olan memuriyet mi daha üreticidir ve millete yararlılık göstermiştir? Yoksa insanların güzel günlerinde yanında olan, Ramazan ayında büyük bir görev yapan, düğünlerde davul ve zurna çalan, halay başı çeken, daha iyi nasıl çalarım ve oynarım diye kültürümüzden esinlenerek yeni oyunlar, yeni sesler ve yeni vuruşlar ortaya çıkaran gevendeler mi daha üreticidir? Unutulmamalıdır ki normal, sıradan memuriyetlerin çoğunu toplumun herhangi bir ferdi rahatlıkla öğrenip yapabilir. Ancak davul ve zurna çalmak ve asırların yaşantısını ve kültürünü işinin içine katmak o kadar kolay bir iş olmasa gerek...

 

 

MEHMET AĞAR

21 MART 2019

Bu yazı 1104 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar